Merhabalar herkese,
Bugün yeni bir karar aldım, artık bu alanda inanılmaz teorik bilgiler yazmayacağım. Çünkü yapay zekanın varlığı ile beraber web bloguna bir şeyler doldurmak çok mantıklı gelmiyor artık. Bunun yerine, ben felsefe yapacağım. Bu felsefeyi içselleştirerek harmanlayacağım. Kuantum ve varlık ile ilgili bir yazı kaleme almıştım, çoğu kimseler okumamış olabilir, hatta saçma bulabilirler yada ilgilerini çekmemiş de olabilir. Ama ben anlamlandırıyorum, ve uzun zamandır düşünüyorum. Anlam nedir? Zaman var mıdır? Mekan nasıl oluşur? Sicimler neden titreşir? Bizler kaç boyutluyuz? Hangi boyutlar bizim için anlamlı? Boyut değiştirebilir miyiz? Tam bu noktada bir yapı buldum ve üzerinden gitmeye karar verdim. Adı: Baran’ın Oyunu
Şimdi sizlere bu oyunu açıklıyorum, ama açıklamadan önce kendinizin süperpozisyon durumunda parçacıklar olduğunu varsayarak bir çeşit sinema salonunda olduğunuzu hayal etmeninizi istiyorum. Başlıyoruz,
Bu sinema salonu koltuklar hariç 4 bölümden oluşur, bu bölümlerde tavan inançtır, sırt duvar, anlam, ve taban zamanı oluştururken, ön yüzey de mekanı oluşturur. Zaman ve mekan birbirine direk bağlıyken, zaman anlama bağlı, mekan ise inanca bağlı olacak bir biçimde salonda yerini alır. Son olarak da arka kısmımızda inanç ve anlam birleşir. Buna uygun bir harita yapıp aşağıda paylaşabilirim. Bu haritada anlamın arka duvarımız olduğunu varsayalım.

Baran’ın Oyunu — Koltuk Bilinci ve Anlamın Rolü
Salonun içerisine girmenin ilk kuralı inançtır.
Kuantum ve varlık konusundaki önceki yazımda belirttiğim gibi, inancı Higgs bozonu gibi düşünebiliriz: Gerçek dünyada kütle ne ise, bu oyunda da inanç odur.
Şu an hepimiz inandık.
Ve böylece, bu salonun içindeyiz.
Hatta “inanmıyorum” diyen biri bile, aslında “inanmadığına inanarak” bu oyunun içindedir.
Zira bu satırları okuyorsanız, salondasınız. Salon belirli noktalarda sizlere paradokslar sunacaktır. Paradokslar, inanç, varlık, yokluk gibi, bu durumlar tahmin edilemeyecek bir biçimde derinlik oluşturan noktalardır. Bu derinlik salonun sahibi tarafından oluşturulur. Unutmayın oyunu ben yorumluyorum, ama hiçbir şeye sahip değilim. Hiçbir şeye sahip olmadığımı bilerek, aslında bir şeye sahip oldum. Bakın bir paradoks örneği oluşturdum, bu konu salon sahibi tarafından anlaşılabilir. Ben ise sadece biraz yorumladığıma inanabilirim. İnancımın kuvveti, anlama direkt etki eden en kritik noktalardan bir tanesidir.
Şimdi gelelim, bizler derin miyiz? Derinlik oluşturabilir miyiz? Yazının başında bahsettiğim gibi, inanıyorsanız salonun içerisindesiniz. Fakat bu varlık bir çeşit süperpozisyona benzer biçiminde anlamlandırılmayan şekilde gerçekleşir. Bu hal durumuna askıda kalmak diyelim. Bu askı hali salonda oturak yani koltuk bulma konusunda yetersizdir.
Koltuk olmak, oyunun ilk kuralıdır.
Bu da anlamlandırmak ve anlam bulmak ile mümkündür.
Salonda sayısız inanç vardır. İnanç var mıdır? İnanan var mıdır? İnanmadığımıza da mı inanırız? Paradoks bölümü, salon sahibi bu duruma vakıftır.
Ancak sadece anlam kazanan, kazandırılan inançlar, koltuk olabilecek bir forma yani bedene geçebilir.
Bu geçişe “doğum” diyelim.
Fakat koltuk olmak, yalnızca fiziksel bir form almak değildir.
Bu, bir çeşit karar mekanizmasının oturmasıdır.
Bir bilinç hâlidir.
Ancak koltuk olmanın bir bedeli vardır:
Zaman ve mekâna maruz kalmak.
Tıpkı süperpozisyondaki parçacıkların gözlemlendiğinde belirli bir pozisyona çökmesi gibi,
bizler de zaman ve mekânla temas ettikçe belirli bir pozisyona, yani koltuklara düşeriz.
Bu kaçınılmaz çöküşü bozabilen tek şey, yeniden anlamdır.
İnanç, anlamı yeniden bulduğunda, kendini başka bir yerde,
başka bir koltukta yeniden oluşturabilir.
Bu oluşumun garip tarafı şudur, sizin zamanda ikizleriniz oluşur. Farklı anlamda kendini oluşturmuş bir çeşit klon oluşur. Bu aynı zaman aralığında da oluşabildiği gibi, farklı zaman aralığında da oluşabilir. Böylece aslında hiç görmediğini düşündüğünüz yerin size tanıdık gelmesi veya hiç karşılaşmadığınız birinin size daha sıcak yada soğuk olduğunu düşündüğünüz anlar bu durumun bir yansımasıdır. Sizler orada aslında oldunuz, ve birileriyle etkileşime girdiniz. Fakat koltuklar aynı değildi…
Böylece koltuklarımız farklılaşır, kendini çoğaltıp eksiltebilir, ve bu da mekanların bize farklı noktalardan çarpmasına neden olur.
Hissettiklerimiz ve yaşantımız buna göre şekillenir.
Ve işte burada paradoks başlar:
Zamanda bir koltukta oturuyorsunuz.
Karşı duvardan — yani mekândan — size çarpan yansımalar bedeninizi etkiliyor.
Siz buna “hareket ediyorum” diyorsunuz.
Ama aslında sadece film şeridini takip ediyorsunuz.
Gerçekte hareket etmiyorsunuz.
Bedene dair bir eylem var gibi görünse de,
beden hareketsiz bir koltuktur.
Bu kısmı anlamak zor.
Zaten anlamaya başladığınızda,
koltuklarınız farklı zamanlarda oluşmaya başlar.
Anlamlandırmak demek,
beden hâlinin ötesine geçmek demektir.
İnancınızın da hareket etmesini sağlar.
Yeni anlamlar, yeni koltuklar oluşturur.
Ve bu sizi başka bir köşeye taşır.
Adı: Hiçlik Köşesi.
Oyun içinde hiçlik,
inanç ve anlamın birleştiği noktadır.
Ve o noktada artık
zaman ve mekân size etki edemez.
Bu düşünceleri kafamda bir oyun hâline getirmek gerçekten zor ve karmaşık.
Hele ki bu içsel deneyimi kelimelere dökmek…
Ama biliyorum ki,
koltuklarımız birbirine yakınsa,
benzer anlamları çıkartabiliriz.
Bazı noktaların havada kaldığını ve bağlantının da biraz zorlayıcı olduğunun farkındayım, ama bu konuları mesela hareketin olmadığını, anlam ve inanç köşesinin oluşturduğu paradoksu, ve mekansal boyutlar ile zamanın harmonik ilişkisini diğer yazılarda detaylıca işlemek isterim.
Saygılarımla,
Baran Özdemir
