Bugün 26.01.2026 gece 02:33 yine anlam ve anlamsızlığın ortasında, var ve yokun arasındayım. Ben kimim? Ne istiyorum? Neler görüyorum? Neler duyuyorum? Bu sorular, ve yanıtları, kimin cevaplamasını bekler böyle? Ben cevap vereyim, ama ben, ben değilim. Tarihi ve saati yazdım, kime göre neye göre?
Akan bir sudayım sanki,
Eşgalim belirsiz, halim bir tuhaf.
Çevrelenmiş dört bir yanım,
Penceresiz duvarlarla,
Çarpıyorum orada bir şey var mı?
Ses gelirse duyar mıyım?
Dokunsam hisseder miyim?
Suallerin hepsi uçsuz, cevaplarsa bir topaç sanki,
Kime göre, neye göre, diyerek döner ardınca,
İşte böyle akar gider zaman, gamsızca.
Doldurur kulaklarımı bir uğultu,
Sanki duyuyormuşum, hissediyormuşum gibi fısıldar bana.
Ben ise sağırlaşmışım, hissizleşmişim bu suda.
Zaman hapsetmiş beni, örmüş o görünmez duvarları,
Biliyorum bu duvarlar bir vuslat,
O vuslat ki tüm gerçekliğiyle çıplak,
İşte böyle yazmaya başladım, karalamaya başladım bu internet sitesini. Kendini hissetmek ve kendinden vazgeçmek o kadar derin ifadeler ki, nasıl anlatılır nasıl yazılır bilimiyorum. İşte bu yüzden bu yazıya bensizlik diyorum. Bana göre, benlik olmak, aslında bensizliğin başlangıcıdır. Benlik olmak ise materyalden soyutlanmaktır. O’nu anmak, O’nunla olmak, O’nu bilmeye çalışmak, O’nu tesbip etmek, O’nu hissetmek. Bu soyutlanmanın temel taşını oluşturur. Çünkü, burada materiyale bağlı kalan her şey kutsallığını yitirmek üzere duruyor. İnsan için imkansız yoktur, imkansıza ulaşmak haricinde, demek istiyorum. Burada çabalamak, sorular sormak, sorulara cevap vermek, sürekli bir dengenin en düzenli şekilde işlemesini temellendirir. Bu düzende, her zaman bir şey bulunabilir, ama bu bulunan şeyler O’nu bilmeden gerçekleşiyorsa, her zaman eksik kalmak zorundadır. Bu durumun idrakı yol üzerinde kazanılabilir, belki de kaybedilebilir. Bu konuda en ufak bir fikrim yok, fikrimin olması da bir şeyi değiştirmeye yetmeyecektir. Değişim, zaten dengenin işlemesini garanti eder. Denge ise harika bir şekilde O’nun tarafından yaratılıp, devam ediyor. Bu temas aslında çok açıkca çırılçıplak önümüzde durur. Fakat, akıl etmeyiz, farkedemeyiz, anlayamayız, hissedemeyiz, duyamayız. Bizlerde değişime katılırız, bazen sessizce, bazen çığlıklarla, fakat anlam vermeye başladığımızda, yokluğa sürüklenmeye başlarız. Bu yokluk, ise bize varlık kapısını açar. Fakat dediğim gibi öyle güzel işler ki bu, ben kavramını tamamen yitirmene sebep olur. Bu yazıyı burada paylaşacağım, bence bu internet sitesi popüler olacak ve bu yazı çok değerlenecek diyorum. Fakat bu yazıyı kimin nasıl okuyup, ne denli bir değer vereceğine asla hakim değilim ve olamıyorum. İşte burada, ben kavramım siliniyor, ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinden şu ifade aklıma geliyor “Mevlam görelim ne eyler, ne eylerse güzel eyler.” Bu ifade o kadar ince ve derin ki, her adımınızı şereflendiren, ben kavramınızı mukaddes bir kavram için terk ettiğinizi gösteren ve bu terk edilişin gerçekliğe yürümenin ilk adımı olarak sınıflandırılır. Şimdi bu yazıyı, yazım kuralları anlam derinliği vs. durumları için yeniden gözden geçirebilirim, fakat yapmayacağım, çünkü bu yazı herkese farklı gelecektir. Herkes istediği anlamı bu kavramda bulacaktır. Kavramı gerçekten siz mi buluyorsunuz? Siz, benliğiniz var mı? Bunu düşünmek üzere…